www.wilderrose.blogspot.com 

orada sizlerleyim...

Unutmabeni cicekleri...

Tüm Anne ve Anne adaylarinin Anneler Gününü Kutluyorum...

Bahceden kar manzaralari...

 

   

Bulundugumuz Bahceciler kulubünden degisik kis manzaralari.Bahcemiz ve bahce yolumuz görüldügü gibi karlar altinda. Bu yil kisi baya agir geciriyoruz, halbuki bahari ve yazi ne kadar özledik. Bahcemiz icin sebze tohumlarini sicak yastiklara ektik bile... Ama suandaki hali de cok güzel bahcenin. Ileride daha etrafli tanitacagim bahceleri.

 

Bahcenin diger resimleri icin: www.wilderrose.blogspot.com  dan bakiniz...

DUT... Cok sevdigim bir meyve...

 

Dut agacimiz da baya büyüdü  

                 

Dut en cok sevdigim meyvedir.

Bahcemiz yeni yapilanmaya basladigi dönem, henüz tarla görünümündeyken diktigimiz ilk dut agaci fidanidir.Arka bahcede de bir karadut agacimiz var...

KARADUT  GERÇEĞİ

1949'da bir gün İstanbul Büyük Kulüp'teki bir toplantıda, davetliler Bedri Rahmi Eyüboğlu'ndan bir şiir okumasını istediler. Eyüboğlu ayağa kalktı ve Karadut'u okumaya başladı:

"Karadutum, çatal karam, çingenem/
Daha nem olacaktın bir tanem/
Gülen ayvam, ağlayan narımsın/
Kadınım, kısrağım, karımsın"...

Bedri Rahmi, şiiri okurken aniden gözlerinden yaşlar süzüldü.Salondaki herkes niye ağladığını anlamıştı; tabii herkesten çok, hemen yanı başındaki karısı Eren Eyüboğlu... Çünkü şiirde "kadınım, kısrağım, karımsın" dediği kadın, karısı değildi.

Bu şiiri 3 yıl önce, bir başka kadın için yazmıştı: Mari Gerekmezyan...


"Kara saplı bıçak gibi"

Mari, Bedri Rahmi'nin asistanlık yaptığı Güzel Sanatlar Akademisi'nin heykel bölümüne misafir öğrenci olarak gelmişti. O dönem askerliğini yapmakta olan şair - ressamın sinesine, "kara saplı bir bıçak gibi" saplanmıştı. Mari, Bedri Rahmi'nin bir büstünü yapmıştı. Bedri Rahmi bu büstü, Mari'nin çeşit çeşit portresiyle ve ona yazılmış şiirlerle yanıtlamıştı. Artık aşklarından bütün İstanbul haberdardı. Bedri Rahmi, sanatında tam bir patlama yaşıyor, Eren Eyüboğlu ise sabırla eşinin kendisine dönmesini bekliyordu.


Yorgun yürek

"Karadut", 1946'da menenjit tüberküloz kaptı. İyileşebilmesi için antibiyotik lazımdı. Savaş yeni bitmişti ve ilaç ateş pahasıydı.

Bedri Rahmi, genç sevgilisine ilaç alabilmek için tablolarını elden çıkarmaya başladı. Ancak bu çabalar da sonuç vermedi ve o yıl İstanbul Alman Hastanesi'nden Mari Gerekmezyan'ın ölüm haberi geldi.

Bedri Rahmi yıkılmıştı.
Sevgilisini sonsuzluğa uğurladıktan sonra keder içinde eve döndüğünde kendisini teselli eden, yine eşi Eren olacaktı. O dönem içkiye başladı ünlü şair...
Aşağıdaki şiir, o dönemin ürünüdür:

"Türküler bitti/
Halaylar durdu/
Horonlar durdu/(..)
Hüzün geldi baş köşeye kuruldu /
Yoruldu yüreğim, yoruldu."

Eren Eyüboğlu, eşinin bu zor dönemi atlatmasına yardımcı oldu. Onu yeniden sanatıyla buluşturmak için çabaladı.
Başardığını sanıyordu.
Ta ki Büyük Kulüp'teki o geceye kadar...
"Karadut"u okurken, Bedri Rahmi'nin yanaklarından süzülen gözyaşları, sevda yarasının hâlâ kapanmadığının kanıtıydı.
Bunun üzerine Eren, bir süre Paris'te yaşamaya karar verdi. Oradan eşine yazdığı bir mektupta "o gece"yi hatırlattı:

4 Ocak 1950 - PARiS

"Canuşkam,

Kulüpte bir gece, şiir okumuştun, hani! Hatırladın mı? Gözlerinden, birden yaşlar döküldüğünü görünce içimin karardığını hissetmiştim. Sesin, nasıl titremişti.

Hey! Bütün bunları hatırlıyor musun? Sanki böğrüme, kızgın bir ütü yapmışmış gibi olmuştum. O gece... Senin seneler sonra bile olsa yanıp tutuştuğunu anlamıştım! Bedri'nin ruhuna, insan üstü bir gücün acıyıp, ona güç vermesi için dua etmiştim. Ruhunun çektiği acıları Allah dindirsin. Allah sana resim yapma sevinci versin ve bizim yanımızda yaşamaktan, mutluluk duyabilmeni sağlasın.

Eren."


'Buna katlandımsa.'

Bu dualar işe yaradı. Bedri Rahmi, 11 yaşındaki oğluyla eşine döndü.
1974'teki ölümüne kadar geçen çeyrek asrı, aynı evde çalışıp üreterek, diz dize birlikte tükettiler. Öldüğü gün, eşi Eren cenazeden dönüşte, 35 yaşına gelmiş oğlunu karşısına oturttu:

"Babanı uğurladık" dedi, "Ama şunu bilmeni istiyorum ki, ona çok kırıldım. Yaşadığı ilişkiyi unutmadım. Hiçbir kadın aşağılanmayı kabul etmez. Buna katlandımsa, bil ki, sadece senin hayatın kararmasın diyedir."




CAN DÜNDAR

BIR ALMANCININ NOT DEFTERINDEN...

ACABA BEN YANILIYORMUYUM?

 

 

Bu yorum sadece nacizane benim inandigim bir görüstür.

    

Otuzbes yildir Almanyada yasiyorum. Okumayi cok istiyordum, maalesef maddi imkansizliklardan dolayi okuyamadim. Güzel bir köyde dogdum. Bu köy Marmara Bölgesinde, benim Almanyaya geldigim dönemde evlerde elektrik ve su yoktu.

Olmasa bile sairin dedigi gibi:

 

Orda bir köy var uzakta

O köy bizim köyümüzdür

Gitmesekte kalmasakta

O köy bizim köyümüzdür...

 

Alman doktorlari tarafindan saglik taramasindan gecirilerek  hatta dislerimize dahi bakilarak saglikli olarak secilip Almanya yolculuguz basladi.

Icimizde az okuma yazmasi olan veya orta ve lise mezunu arkadaslarimiz vardi.

Almanyaya geldikten sonra Alman televizyonlarinda gecmiste bir Hitlerin oldugu binlerce yahudiyi gaz odalarinda imha ettigini ögrendik.

Almanyaya gelen Türklerin cogu bunu buraya gelmeden önce bilmiyorlardi.

Para kazanmaya basladik, cogumuz yoldan ciktik. Kimimiz yeni araba, kimimiz bar pavyon, kimimiz Türkiyeden gelen bazi iyi giyimli kisilerin güzel sözleriyle kandirilip yesil sermayeye kaptirdik birikimlerimizi.

Türkler olarak dini acidan dörde yada bese bölündük.... Isin özü Almanyaya entegre olamadik.

Cünkü bizi egitecek kimseler yoktu.

Bugünlerde Alman vatandasligina gecmek isteyenlere otuz tane soru soruyorlar. Acikcasi Türklerin Alman vatandasi olmalarini istemiyorlar.

Cünkü Almanya ....... benzedi. Elinde uzun tesbihi, basinda fesi ayaginda ...... kisilerle doldu sokaklar. Görüntü hicte ic acici degil. Velhasil ben dahil Almanyaya entegre olamadik.

Almanya ögrenmek isteyene cok seyler ögretti. Yine de calismak isteyenlere cok imkanlar var.

Su anda okula giden cocuklara siniflarda ve disarida Almanca konusma mecburiyeti geliyor.

Ben destekliyorum. Cocuklarimizin Almancayi cok iyi ögrenmelerinden yanayim.

Almanya bana ne ögretti?

Sokakta yürürken ben carptigim halde onun benden özür dilemesi,

yalanin hic olmamasi, yapilan isin hatasiz olmasi beni etkileyen seyler arasinda.

 

Saygilar...

A.V.

 

 


 

 


Bariş Manço Fransa'da bir televizyon kanalının canlı yayınına konuktur... Küstah bir spiker vardır ve Baris Manco ile dalga geçmektedir...
Sürekli,"İste Türk,yani barbar, vahşi vs..." demektedir...
Bariş Manço daha fazla dayanamaz ve spikere "yanınızda kâgit para
var mı?" diye sorar!
Bu soruya spiker şaşırır ve "evet var ama n'olacak" der...
Barış Manço ısrar edince spiker cebindeki kâgıt paraları çıkartır... Bu olaydan az önce Bariş Manç o canlı yayında"Anahtar" adli şarkısını söylemiştir...
Bu şarkının bir bölümü şöyledir:
"Beş Akif- bir Saat Kulesi,
iki Kule-bir Fatih,
beş Fatih-bir Mevlana,
İki Mevlana-bir Sinan"...
Bu sarki bir matematik sorusudur ve şarkıda adı geçen kişiler o dönemdeki
Türk parası olan banknotların arkasında fotografı olan kişilerdir...
Bariş Manco spikere sorar: "Bu paranızda fotografı olan kişi kim?" Spiker: "General......."
Bariş Manço diğer paralardaki fotografları olan kişileri de sorar,
spikerin verdiği cevaplar hep aynıdır,
"General.......", "Amiral...........",
"Komutan............." Spikerin bu
"Falanca General,falanca Amiral, falanca Komutan"
cevabından sonra, bu sefer de Bariş Manço cebinden Türk
paralarını çıkarır... Spikere derki:
"Bu parada fotografı olan kişi Mehmet Akif Ersoy'dur.
şairdir...
Bu fotograftaki kişi
Mevlana'dir.
Düşünürdür...
Bu paradaki fotografi olan kisi FatihSultan Mehmet'dir.
Adaletin sembolüdür...
Bu paradaki
kisi ise ATATÜRK'tür. "Yurtta barış,dünyada barış"diyen kişidir...
Bizim paralarımız bunlar... Biz Türkler ince ruhlu, kibar, medeni
insanlar olduğumuz için paralarımızın arkasına "şairlerimizin",
"düşünürlerimizin", "bilim adamalarımızın"fotograflarını bastık...
Siz Fransizlar kendiniz barbar, vahşi olduğunuz icin paralarınızın arkasına
hep savaş adamlarının fotoğraflarıniı basmişsınız!"der...
Bariş Manço'nun bu cevabından sonra televizyon
yöneticileri canlı yayını keserler ve spikeri oradan kovarlar, başka bir spiker yerine gelir ve canlı yayın yeniden başlar, yeni spiker Bariş
Manço'dan ve Türklerden özür diler, programa böylece devam edilir...

 

 

 

Alinti:  Yazi cok hosuma gittigi icin buraya aldim...